ŞEKERE BULANDIK ÇIKAMIYORUZ

Gün geçmiyor ki, dünya beslenme ile ilgili yeni bir akımla çalkalanmasın. Her sabah ayrı bir yazı okuyoruz gazetelerde: “Bunu yiyebilirsiniz.”, “Yok bunu yemeyin.”, “Şimdi her şeyi unutuyoruz, en yeni beslenme trendi bu.”. Herkesi bu konuda bir çaresizlik aldı gidiyor. Hepimizin kafasında bir “Ne yemeliyiz, ne yememeliyiz?” sorusu var, cevabından asla tam emin olamadığımız. Bana sorarsanız, duymak istersek, aslında vücudumuz neyi isteyip, neyi istemediğini belli ediyor. Belki ihtiyacımız olan uzun uzun listeler değil de, biraz bedensel farkındalıktır.

Gelelim en sevdiğimiz konuya: Şeker. Sanırım son yıllarda en çok duyduğumuz rahatsızlıkların başında geliyor “insülin direnci”. Bir de büyüklerimizden çok duyduğumuz o güzide laflar var bunlara karşılık,”Bunlar hep yeni hastalıklar, bizim zamanımızda yoktu böyle şeyler”. Ne değişti peki hayatımızda? Nereden çıkardık bu kadar yeni hastalığı? Bence cevap “kolay ulaşılabilirlik”. Tatlı, evimizde yapılıp yenen bir şeydi eskiden. Anneanne kurabiyesinin yapılmasını dört gözle beklerdik. Muhallebiler, sütlaçlar hazır olsa da yesek diye, mutfaktan gelen o mis gibi kokulara az mı göğüs gerdik? Şimdilerde ise tatlıya erişimimiz çok daha kolay. Biz istemesek de, markete girdiğimiz anda türlü tatlılar sarıyor dört bir yanımızı. Artık beklemek, sabretmek yok. Adım başı bizi çağıran kokular, unlu mamüller ve kolay ulaşılabilir şeker…

Tabii ki bu kolay tüketilebilir şeker mamüllerinin çok keyif veren bir yanı da var şüphesiz. Aslında burada iş biraz da bize düşüyor sanki. Anneanne kurabiyesi tüketir gibi yaklaşmak gerekiyor belki de… Her gün değil de, ödül günlerinde koyarak bunları tabağımıza. Zaten zamanımız da dar, uzun çalışma saatleri sonunda, kolumuzu kaldıracak halimiz kalmamış şekilde dönüyoruz evlerimize. Dönüştüremediğimiz şekerler de masumiyetlerini kaybediyor haliyle. Şeker yemeyelim gibi katı bir söylemde bulunamam, hobi olarak yine yiyelim, ama kendimizi şu kadarcık yedim kandırmalarına sokmadan. Keyfini çıkartarak, tadında bırakarak, hani dedik ya: “Ödül olarak”…

Tatlı günler. -Tuba Gürcan