BADILCAN YANİ PATLICAN

Hep dışarıdan duyduğunuz, gelen misafirlerimizden okuduklarınızı bir de, çalışan olarak benden dinlemenizi istedim.

Büyükşehirden farklı bir şehre gidip yerleşmek isteyen ve bunu da başarabilmiş şanslı insanlardan biriyim. Gümüşlük’e yerleşmemde Limon’un payı büyük. Gerek çalışma ortamı ve sistemi ile, gerekse çalışanlar arasındaki uyum ve dengesi ile daha önce çalıştığım yerlerden farklı bir yer Limon. İstanbul’daki uzun çalışma saatlerini, ev ile iş arasındaki mesafenin uzunluğunu, metrobüs bekleyen insanların kapılar açılır açılmaz nasıl değişebildiklerini gördü bu gözler. Gümüşlük’te yolda yürürken bir arabanın durup “Ne yürüpdurun bu sıcakta, atla” demesi gayet sıradan bir olay.

Her gün kaldığım taş evden işe giderken, yol üstünde inekler ile “selfie” çekmeye alıştım Gümüşlük’te. Aynı Gümüşlük’te, çiyan, yılan, akrep gibi canlıları, doğaya zarar vermeden nasıl evden uzak tutacağımı öğrendim Fatma Anne’den. Fatma Anne bu arada Limon’un ana tanrıçasıdır. Gurbetten gelenlerin anne özlemini gideren, yemektekilere “Doymazsanız gene var”, aşk acısı çekenlere “Su akar yolunu bulur” diyen, ebedi psikoloğumuz.

Hele bir de mutfak ekibi var ki sormayın. Milas’ın Sakarkaya köyünden olan ustalar (Mehmet, İbo, Apo) kendi aralarında konuştukları zaman Japonca tartışma programı izliyor gibi hissediyorum. Anlayabildiğim tek kelime ise “badılcan”, yani “patlıcan”. Şu anda Limon’daki ikinci ayım, artık anlıyorum ama hala konuşamıyorum orası ayrı.

Size bu satırları, Limon Çiftlik için yazdığımı öğrendikten sonra “Abi beni de yaz” diyen Hayri’nin rüşvet olarak getirdiği limonatayı yudumlarken yazıyorum. Şimdilik hoşçakalın. – Başar Ünal