MİNE SÖĞÜT’ÜN KALEMİNDEN LİMON GÜMÜŞLÜK

Limon, ana yurdu Asya olan bir meyvedir. İlk limon ağacı Himalaya eteklerinde yeşermiştir. Göçerlerin, savaşçıların ve maceraperestlerin peşine takılıp Asya’dan Avrupa’ya gelen limon, yüzyıllar içinde birçok uygarlığın tarihine, lezzet ve şifa vaadiyle girmeyi becermiştir.

Limon, Bodrum’un Gümüşlük Köyü’nde, antik şehrin tepesinde küçücük bir kafedir. Tahta iskemleleri ve masaları, yumuşacık minderlerle donatılmış kanepeleri, hasırların üzerine atılmış yastıklarıyla müşterilerine sonsuz bir rahatlık vaat eder.

Antik çağda Yunanlılar limonu düğün törenlerinde hoş kokulu bir iksir olarak kullanırlardı. Ama mucizevi meyvenin sinirlere iyi geldiğini, gebe kadınları yatıştırdığını, çarpıntıları dindirip, hazımsızlığa ilaç olduğunu ünlü Türk hekimi İbn-i Sina keşfetti.

Limon’un mutfağında kadınlar birbirinden lezzetli yemekler pişirirler. Taş fırına ekmek atarlar. Yörenin özel kebabı çökertmeye isterseniz bonfile, isterseniz tavuk eti koyarlar. Hardal otunu, kabak çiçeğini, deniz börülcesini ve de rezeneyi yörenin en güzel zeytinyağlılarıyla yaparlar.

sayfasag

Limon Cafe’de günbatımlarında gözleriniz önce sardunyaları aşar, sonra aşağıdaki harabeleri… Bu arada kirpiklerinizden bir çift kelebek kanadı eser geçer… Bir hoş olur, gülümser, tekrar uzaklara bakar… Deniz, adalar, adaların arasında bir deli güneş… Yusyuvarlak, tupturuncu, pek edalı… A, a battı batıyor demeye kalmadan, gözünüzün içine baka baka, birbirinden şatafatlı renkler saça saça… Batar. O yokken yerine ay ve binlerce yıldız bakar.

Gümüşlük toprağını inceleyen jeologlar burada bir zamanlar köye ismini veren gümüş madenleri olduğuna kalıplarını basarlar. Ama tarihçiler bu konuda pek ketumdurlar. Limana gelen korsanları, onlardan korkup dağlara saklanan halkı yazarlar da, gümüş madenlerinden tek kelime söz etmezler.

Limon Cafe’nin antik kente bakan eteklerinde limon ağaçlarının salındığı topraklar, klasik dönemde kurulan Myndos antik kentinin kucağındadır. Bir zamanlar buralar baştan aşağıya üzüm bağıydı. Bizden duymuş olmayın ama bu bağlardan yapılan şarapların pek fena bir ünü vardı. Antik çağda sıkça başvurulan ‘şaraba su katma geleneği’ Myndos’ta ortaya çıkmıştı.

Limon Cafe’de Candan Hanım’ın şurupları, likörleri ve de çayları ünlüdür: Bahçede şımarıkça boy gösteren gelinciklerden gelincik şurubu… Arsız incir ağacının meyvelerinden incirli votka… Komşunun bahçesindeki çileklerden likör, dağ kekiklerinden çay… Bir de mısır unundan mis gibi meyveli kekler, tarçınlı kurabiyeler…

Limon Cafe’ye yürüyerek gelmenin en güzel yolu şudur: Gümüşlük’ün içinden geçip Kral Yolu’nu usul usul adımlarsınız. Harabelerin tam karşısındaki taş evin demir bahçe kapısını nezaketle açarsınız. Özel gibi görünen ama içinden özgür bir yol geçen bahçeye süzülürsünüz. Taşlı, topraklı, otlu, böcekli patikadan tırmanırsınız. Tüm yolculuk topu topu 10 dakika sürer ama binlerce yılın içinden geçer…

Limon Cafe’ye arabayla gelmenin en kolay yolu şudur: Bodrum yönünden Gümüşlük’e ulaşırsınız. Köyün içine girmez sağdaki yokuştan yukarı çıkarsınız. Jandarmayı geçince yol yine kısa bir yokuş olup aşağıya inmeye başlar. Sağda kocaman çınar ağacını görürsünüz. İşte biz o çınarın tam karşısındaki, çiçekli patikanın ucuna saklanmış, toprak damlı küçük taş evdeyiz.

-Mine Söğüt, 2002

mine sogut harita_735x768