SİVAS GÜRÜN’DEN BODRUM GÜMÜŞLÜK’E…

Fatma Abla, Candan’ın İstanbul’da Galata’da yaşadığı yıllardan komşusu ve aynı zamanda ev işlerindeki yardımcısı, destekçisi.. Limon‘la yollarının kesişmesi, Candan’ın “Bodrum’a benimle çalışmaya gelir misin?“ sorusuyla başlıyor. Yani Limon’un ilk günlerinden…

“Yıllar geçtikçe güzelleşiyor hem Gümüşlük hem de Limon. İlk başlarda zorlandığım zamanlar da oldu. Mesela kaldığımız ev etrafında kimselerin olmadığı bir taş evdi…”

“İlk geldiğim günler çok güzeldi ama şimdi daha da güzel… Yıllar geçtikçe güzelleşiyor hem Gümüşlük hem de Limon. İlk başlarda zorlandığım zamanlar da oldu. Mesela kaldığımız ev etrafında kimselerin olmadığı bir taş evdi.. İstanbul’dan sonra bana çok ıssız gelirdi o ev, ürkerdim ama sonra sonra alıştım. Dediğim gibi altı yıl oldu burada çalışmaya başlayalı. Çok da memnunum kararımdan… Ömrüm yettikçe de çalışmak isterim. Hatta artık yaz-kış burada yaşamak için plan yapmaya başladım bile.

Fatma Abla, aslen Sivaslı. 6 yaşındayken babasını kaybetmiş. Üç kardeşi ve Fatma Abla’ya annesi bakmış. Yaz aylarında Adana’dan, yaylaya ekinleri ekip biçmeye gelen uzak akrabası Hakkı Bey’le evlendikten sonra Adana’ya oradan da İstanbul’a taşınmış.

“O zamanlar telefon filan da yok tabii… Her sene yaz gelsin diye beklerdik. Yaylalarla evler çok uzaktı birbirine, çadır kurar, akşam yemeklerini bütün aile beraber yer, sohbet ederdik.”

“Dedelerimiz Sivas’ta her yazın başında yaylalara çıkar, ekinleri ekip biçmeye başlardı. Ben kendi köyümden, eşim de Adana’dan gelirdi. Haliyle biz de ekinleri ekip- biçerken tanıştık. Ektik-biçtik, bakıştık. Böyle yıllarca devam etti, kimseye çaktırmamak için az uğraşmadık. O zamanlar telefon filan da yok tabi… Her sene yaz gelsin diye beklerdik. Yaylalarla evler çok uzaktı birbirine, çadır kurar, akşam yemeklerini bütün aile beraber yer, sohbet ederdik. Benim ailem pek habersizdi bu durumdan, bir gün babası bize geldi, beni istemeye… Annem tutturdu ‘hayatta olmaz, akrabayız, vermem kızı’ diye. Babam vefat ettikten sonra annem herkesin ev işine koşardı. Dördümüze de bakmak için çok çalışırdı ama hiçbir zaman rahat bir hayatımız olmadı . Eşimin ailesi de varlıklı olunca dedem araya girdi, ikna etti annemi sonra da evlendik gari… Evlendikten sonra Adana’ya yerleştik, çocuklarım da orada doğdu. Bir yandan bütün ailem İstanbul’a yerleşmişti, benim adam da iş için sürekli gidip geliyordu. Eşimle her gittiğimizde taşınalım diye ısrar ediyordu, birkaç gün kalıp kaçıyordum Adana’ya. Sonra iki oğlan da peş peşe doğunca ayrı gayrı kalmayalım diye yerleştik İstanbul’a… Sonra da Gümüşlük hikayesi başladı işte…”

Fatma abla Limon’daki büyük mutfağın köklü isimlerinden… Her sene sezon açılırken gelir, sezon sonu da üç oğlunun yanına İstanbul’a döner. Onu çok sevdiği oğullarından uzaklara düşüren de Candan’a olan düşkünlüğü. 55 yaşına geldiği bu günlerde hayatını iki şehir arası Limon odaklı yaşıyor. Haliyle Candan’ı bir de ondan dinleyelim istedik.

“Benim için ev gibi aile gibi Limon.. Arkadaş değil, abla gibi kardeş gibi burada tüm ilişkilerimiz.”

“Benim için ev gibi aile gibi Limon.. Arkadaş değil, abla gibi kardeş gibi burada tüm ilişkilerimiz. Candan Hanım zaten bambaşka… Çok özel, çok güzel bir insandır. Bir kere hiç insan ayırt etmez, personelin en kıdemlisine de en yenisine de eşit davranır. Adı gibi candan bir insandır. En sevdiğim özelliği de, insanlar için hiç bir zaman kötü düşünmemesi. Bir insanın hatasını görse de asla yargılamaz, olumsuz konuşmaz. Bunlar bir yana çok da renkli bir insandır; hep yenilikler peşindedir, sürekli bir şeyler üretir. En büyük merakı da organik üretim. Mutfakta da her şeyin taptaze, doğal olmasına çok özen gösterir. Sebzesinden, meyvesine, zeytinyağından, peynirine her şeyin en iyisini kullanır.”

Fatma Abla bu sene mezelerin başında! Onunla birlikte kabak çiçeği dolması yapacağız ve akşama yetişmesi için artık başlamamız gerekiyor. Tarifi merak edenler buraya tıklayabilir! 🙂

-Gizem Selimoğlu